Siyah Kuğu: Olasılıksız Görünenin Etkisi

Hande Dengim Bağcıoğulları - Bioenerjist & Yaşam Koçu
Siyah Kuğu: Olasılıksız Görünenin Etkisi

Bilmedikleriniz, bildiklerinizden daha önemlidir...

Siyah Kuğu olarak nitelenen olguların 3 ortak özelliği vardır:

  1. Geçmişte olabilirliğine işaret edecek hiçbir belirti olmadığı için sıra dışıdır.
  2. Olağanüstü etki gücüne sahiptir.
  3. Beklenmedik olmasına rağmen, ortaya çıkışından hemen sonra olan-biteni açıklanabilir ve öngörülebilir hale getirecek birtakım açıklamalar mutlaka yapılabiliyordur.

Avustralya'nın keşfinden önce, Eski Dünya'nın insanları bütün kuğuların beyaz olduğunda hemfikirdiler. Bu bilgi pek çok gözlemle de destekleniyordu. İlk siyah kuğunun görülmesi, kuş bilimcileri şaşkınlığa uğratmış olmalı. Siyah kuğuların varlığı, gözlem ve yaşantılarımızdan yanılmaz bir bilgi çıkaramayacağımızı, bilgimizin kırılgan olduğunu gösteriyor. Yüzyıllar boyunca milyonlarca beyaz kuğu görmüş olmaktan doğan bilgimiz, tek bir gözlemle sakatlanabiliyor. Siyah kuğu kavramı, dışarıda kalanı, ölçülüp hesap edilemeyeni, o güne dek olandan çok farklı olay ve süreçleri ifade ediyor. Siyah kuğu mantığı bildik beklentilerin dışındadır, geçmişte olmuş olan hiçbir şey, siyah kuğunun imkân dahilinde olduğunu öngörmez. Onu görmüş olmakla bilgimizde keskin bir değişim gerçekleşir ve nihayet bu yeni bilginin ışığında, geçmişi de bambaşka bir biçimde yorumlarız.

Siyah kuğu, bize bilmediğimizin etkisinin bildiğimizin etkisinden daha fazla olacağını söyler. Siyah kuğuları tahmin edemediğimiz için tarihin seyrini öngöremeyiz. Aslında pek çoğumuz tarihsel olayları önden kestirebileceğimizi ve tarihin seyrini değiştirebileceğimizi düşünürüz. Tahmin hataları öylesine çoktur ki asıl şaşırtıcı olan onların büyüklüğü değil bizim bu hataların farkına varamıyor oluşumuzdur. Masa başı politikalarıyla gerçek hayatta olup bitenler arasında her zaman nedensel bir ilişki yoktur. Nadir olaylar, hayatın akışını bütünüyle değiştirebilir. Gelecek hesaba kitaba gelmez. Bazen son sözü belirsizlik söyler.

Yaşantılarımızı tutarlı anlatılara dönüştürmek suretiyle dünyayı anladığımızı düşünürüz. Hepimizin bir öyküsü vardır ve bu öykünün kahramanıyızdır. Oysa kimilerinin şans, kimilerinin inayet dediği bir etken hayatlarımızın çatallanma noktalarında bizi farklı yerlere taşır. 

Modern dünya açıklanamaz ve tuhaf olaylarla dolu. Hayat daha basit olanı anlamaya programlı akıllarımız için artık başa çıkılamayacak bir karmaşıklık içeriyor. Siyah kuğularla başa çıkamıyoruz ve zihinlerimizde onları normalleştiriyoruz. Tuhaf bir şey ortaya çıktığında geriye dönük olarak düşünüp onun zaten olacağını söylüyoruz. Bilgisiz değiliz ama pek az şeyi bilebiliyoruz. İnançlarımızı doğrulayan gözlemler ararız. Her şey olup bittikten sonra olan biteni açıklayan bir öykü inşa ederiz. Dünyanın açık ve anlaşılabilir kurallar tarafından yönetildiğini düşünür, bildiklerimizi abartır, bilmediğimizi görmezden geliriz.

Dünyanın büyük bölümünün vasatistan olduğuna inanırız, oysa pek çok yer ifratistan tarafından tırpanlanmıştır. Vasatistanda eşitsizliklerin az, değerlerin iyi kötü ortak olduğuna inanırız. Farklı bir gözlem dağılımı etkilemez, bilgimizi değiştirmez. Oysa ifrat ülkesinde tek bir olay hayatın seyrini baştan aşağı değiştirebilir, feleğimiz şaşabilir. Küreselleşme ve hızlanan elektronik iletişim sayesinde, aşırılıkların hayatımızda oynadığı rol giderek belirginleşiyor. İfratistan, ileri kapitalizmin ve onun servet, ün, iktidar ve bilgi gibi geçer akçe değerlerinin hüküm sürdüğü bir dünyadır. Üstelik bu değerler artık her zamankinden daha fazla uçucudur.

Nassim Nicholas Taleb - "The Black Swan"dan...